Robot süpürgeler yeniden programlandı: Şarj, egzersiz ve daha fazlası

 

Robot süpürgeler yeniden programlandı: Şarj, egzersiz ve daha fazlası

Bath Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, ev aletlerinin günde ortalama 2 saatten az kullanıldığını ancak bazı değişikliklerle çok daha fazla çalışabileceğini bildirdi.Uzmanlar, robot süpürgeyi çeşitli görevleri yerine getirecek şekilde yeniden eğitti. Ayrıca, cihazın bir kediyle oynamak ve bitkileri sulamak gibi daha pek çok olası görevi de yapabileceğini açıkladılar.


Robot süpürgenin, telefon şarj etmeye ve evde egzersiz yapmaya yardımcı olacak şekilde yeniden programladığını kaydeden araştırmacılar, robotların basit ayarlamalarla gerçekleştirebileceği 100 fonksiyon belirledi.

Robot süpürgeler için tanımlanan görevler; kullanıcıyı takip edecek şekilde robota entegre bir şarj cihazı, duvara veya tavana video yansıtan bir projektör, canlı ‘ev izleyici’ ve belirli bir yere gitmek üzere programlanmış, ‘rahatsız etmeyin’ yazan bir ekran olarak sıralandı.

Çalışmanın yazarı Yoshiaki Shiokawa, "Bu tür robotlar sınırlı, tek görevli cihazlar olarak algılanıyor fakat pratik görevler için yeterince kullanılmadıkları yönünde güçlü bir argüman var” dedi.

Telefonların şarj ihtiyacını kökten çözecek bataryanın seri üretimi başladı

 

Telefonların şarj ihtiyacını kökten çözecek bataryanın seri üretimi başladı

Pekin merkezli bir start-up olan Betavolt, bir yıl önce atom enerjisiyle çalışan ve yeniden şarj edilmeye ihtiyaç duymadan 50 yıl boyunca elektrik üretmeyi vaat eden devrim niteliğindeki minyatür pilini tanıttı.Şirket şimdi bataryanın seri üretimine başladığını duyurdu. Bu, elektronik cihazlarda sürekli çalışmaya olanak sağlayacağı konusunda iyimserliği arttırırken, kötü niyetli kullanım korkularını da beraberinde getirdi.

BV100 adı verilen batarya küçük bir madeni para büyüklüğünde ve şirkete göre asla şarj edilmeye ihtiyaç duymayan cep telefonlarında ya da şu anda birkaç dakika ya da saatlik menzile sahip olan ve sürekli havada kalabilen dronelarda kullanılabilecek.

Pil, nikelin bir izotopu olan nikel-63'ün radyoaktif bozunmasından yayılan enerjiden yararlanarak elektrik üretiyor. Nikel-63 katmanları arasında tek kristalli yarı iletken tabakalar bulunuyor. Pil, 3 bin 300 megawatt saat depolayabilir ve geleneksel lityum pillerden on kat daha fazla enerji yoğunluğuna sahip.

GÜCÜNÜ 50 YILA KADAR KORUYABİLECEK

Betavolt'a göre BV100 bataryası, şarj veya bakım gerektirmeden 50 yıla kadar gücünü koruyabilecek. 15x15x15 milimetre ölçülerindeki batarya 100 mikrowatt kapasiteye ve 3 volt gerilime sahip.

Bununla birlikte, kapasitesi hala oldukça mütevazı ve dizüstü bilgisayar bir yana,  gibi bir elektronik cihaza güç sağlayacak kadar güçlü değil.

"KALP PİLİNE GÜÇ SAĞLAYABİLİR"

Bununla birlikte şirket, daha zorlu cihazlara güç sağlamak için birkaç pilin seri veya paralel olarak kullanılabileceğini belirtiyor. Cebinizde radyoaktif bir “kapsül” bulundurmak tehlikeli görünebilir, ancak şirket pilin “tamamen güvenli” olduğu konusunda ısrar ediyor. Hatta kalp pili ve yapay kalp gibi tıbbi cihazlara güç sağlamak için kullanılabileceğini iddia ediyor.

Bu pillerin çeşitli silah sistemleri ve robotik veya diğer araçlar, askeri uydular, siber saldırı ekipmanları vb. gibi endişeleri artıran bir dizi uygulaması ve kullanımı da olabilir.

Çinli taykonotlar "uzayın anahtarını" teslim etti

 

Çin’in Shenzhou-19 misyonunda yer alan taykonotlar, görev teslimini tamamladı.

Çinli taykonotlar "uzayın anahtarını" teslim etti

 İnsanlı  Mühendisliği Ofisi tarafından bugün yapılan açıklamada, düzenlenen görev teslim töreninde Çin’in uzay istasyonunun anahtarının Shenzhou-20 mürettebatına teslim edildiği kaydedildiShenzhou-19 mürettebatının öngörülen bütün görevleri tamamladığı belirtilirken, taykonotları taşıyan dönüş kapsülünün 29 Nisan’da Dongfeng İniş Alanı’na inmesinin beklendiği bildirildi.


Shenzhou-19 mürettebatının üç uzay aracı dışı faaliyet ile altı kez yük transferi işlemini tamamladığı, misyon kapsamında bir taykonotun uzayda tek seferde 9 saatlik uzay yürüyüşü gerçekleştirerek dünya rekoruna imza attığı ifade edildi.

Büyük Patlama teorisi rafa kalkıyor: Evren aslında nasıl oluştu?

 

Bilim dünyasının 60 yılı aşkın süredir evrenin başlangıcını dayandırdığı Büyük Patlama teorisi, rafa kalkıyor olabilir. Yeni bir teori, evrenin tek bir patlamayla oluşmadığını, aksineçok sayıda küçük ve hızlı patlamayla büyüdüğünü öne sürüyor. Bu teori, bugün gördüğümüz evrenin yapısını çok daha kolay bir şekilde açıklayabilir. 

Büyük Patlama teorisi rafa kalkıyor: Evren aslında nasıl oluştu?

 camiasında yıllardır kabul gören inanış, evrenin "Büyük Patlama" olarak bilinen devasa bir kozmik patlama ile başladığı yönünde.

Ancak yeni bir teori, yıllardır bildiğimiz her şeye meydan okuyabilir. Bir bilim insanı, evrenin tek bir büyük patlamadan ziyade çok sayıda hızlı patlamayla büyüdüğünü öne sürüyor.KOZMOLOJİNİN KÖKENİNE MEYDAN OKUYOR


Alabama Üniversitesi'nde Profesör olan Richard Lieu, kozmolojinin en temel ve uzun süredir var olan teorilerinden birine meydan okuyor.

Lieu, "zamansal tekillikler" olarak bilinen bu patlamaların her birinin uzaya yeni madde ve enerji saçtığını, bunların da gezegenleri, yıldızları ve galaksileri oluşturduğunu ileri sürüyor.

1960'LARA DAYANAN TEORİYİ REDDEDİYOR

Büyük Patlama teorisi ise evrenin, yoğun bir şekilde paketlenmiş madde ve enerjiden oluşan sonsuz derecede küçük, sıcak bir nokta olarak başladığını ileri sürüyor. Daha sonra bu nokta hızla genişleyen bir madde ve enerji seline dönüştü ve bugün hala genişlemeye devam ediyor.

Bu 1960'lardan beri evrenin kökeni için geçerli kabul edilen açıklama.

Ancak Lieu, teorisinin bu sınırlamayı aştığına ve evrenin doğuşu için yeni bir çerçeve sunduğuna inanıyor.

"BAŞLANGIÇ TEK BİR PATLAMAYLA SINIRLI DEĞİL"

Classical and Quantum Gravity dergisinde yayımlanan yeni makalesinde öne sürülen zamansal tekillikler, tek bir patlayıcı başlangıçla (Büyük Patlama gibi) sınırlı değil. Aksine birden fazla patlama, tarih boyunca evrene enerji göndermeye devam etti.

Lieu'ya göre bu rastgele patlamalar nadiren ve hızlı bir şekilde gerçekleşiyor ve teleskoplar gibi mevcut teknolojiler tarafından tespit edilemeden önce dağılıyorlar.

Bu teori, bugün gördüğümüz evrenin yapısını ve karanlık maddeye ihtiyaç duymadan neden hızla genişlediğini açıklayabilir.

KARANLIK ENERJİ VE EVRENİN GENİŞLEMESİ

Büyük Patlama teorisine göre karanlık madde, evrendeki tüm yapıları bir arada tutan görünmez yapı iskelesidir; karanlık enerji ise evrenin giderek daha hızlı genişlemesini sağlayan tespit edilemeyen kuvvettir.

Bu gizemli maddelerin var olduğunu varsaymadığımız sürece bu teori çökmeye başlar. Evrenin genişleme hızının arttığını gösteren gözlemlerin nedenini açıklamak için karanlık enerjiye ihtiyaç duyuluyor.

Lieu, doğrudan kanıtlayamadığımız kuvvetlere dayanmadan, evrenin modelini bilinen fizik yasaları ve gözlemlenebilir evrenle uyumlu hale getirmeye çalıştı.

Alzheimer teşhisinde yeni dönem: Kan testiyle erken tanı mümkün!

 

İspanya'da yürütülen bir araştırma, Alzheimer hastalığının kan testiyle erken evrede tespit edilebileceğini ortaya koydu. Yeni yöntem, teşhis maliyetlerini ciddi oranda düşürebilir.

Alzheimer teşhisinde yeni dönem: Kan testiyle erken tanı mümkün!

İspanya'da yapılan bir araştırma, yeni geliştirilen kan testiyle  hastalığının önceden tespit edilebildiğini gösterdi.Hospital del Mar Araştırma Enstitüsü ve Barselona Beta Beyin Araştırma Merkezi’nden (BBRC) araştırmacılar, Alzheimer riskini belirlemek için kullanılan ‘phospho-tau217’ biyobelirtecinin, hastalığın erken evrelerinde bile etkili olduğunu gösterdi. Çalışma, dört hastane tabanlı grup ve İsveç'teki birincil bakım grubu olmak üzere toplam 1 bin 767 kişinin verilerini analiz etti. Araştırmacılar, bu biyobelirtecin Alzheimer’ın bilişsel bozukluk belirtileri gösteren bireylerde doğru sonuçlar verdiğini ortaya koydu. Test, özellikle hastalığın erken evrelerinde de yüksek doğrulukla sonuç vererek daha ileri ve pahalı testlere ihtiyaç duyulup duyulmadığını belirlemede yardımcı oluyor.


Hospital del Mar'da ve Barselona Beta Beyin Araştırma Merkezi'nde görevli olan Dr. Marc Suarez-Calvet çalışmayla ilgili açıklamasında, "Bu gelişme, kimlerin daha ileri testlere ihtiyaç duyduğunu belirlememize yardımcı olabilir çünkü Alzheimer’ın erken evrelerinde bile büyük bir doğrulukla tespit edilmesini sağlıyor" ifadelerini kullandı.

'P-tau217’ biyobelirteci seviyelerinin iki farklı eşik değeri belirlediğini ve bu seviyeler arasında kalan kişilerin daha fazla teste ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Calvet, biyobelirteç sonuçlarının her zaman uzman bir sağlık profesyoneli tarafından değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.

Çalışmalar, bu testin Alzheimer teşhisindeki maliyetleri düşürebileceğini ve mevcut yöntemlere kıyasla yüzde 60 ila yüzde 81 arasında tasarruf sağlayabileceğini ortaya koydu. Ancak, testin klinik uygulamalarda tam anlamıyla kullanılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu bildirildi.

NASA'nın en yaşlı astronotu: Uzayda 220 gün 70 yaşındaki birine ne yapar?

 

NASA'nın en yaşlı astronotu, ISS'de geçirdiği yedi ayın ardından Dünya'ya döndü. Bu görev tarihe geçti ancak astronot, Dünya'dan ayrıldığında görüntülendiğinden çok daha zayıf ve güçsüz bir halde evine döndü. Birkaç endişeli sosyal medya kullanıcısı 70 yaşındaki astronotun sağlığı hakkında yorumlarda bulundu.

NASA'nın en yaşlı astronotu: Uzayda 220 gün 70 yaşındaki birine ne yapar?

'nın en yaşlı astronotu Don Pettit, Uluslararası  İstasyonu'nda (ISS) 220 gün geçirdikten sonra sonunda Dünya'ya döndüPettit, yedi aylık bir görevi tamamlayarak 70. yaş gününde evine döndü.


Başarılı inişi doğrulayan NASA, şu tweeti attı: "Evimiz tatlı Houston. @NASA_Astronauts Don Pettit, uzayda geçirdiği toplam 590 günü kapsayan dördüncü uzay uçuşunu tamamladıktan sonra resmen @Space_Station'dan evine döndü. Mükemmel bir görev."

SON GÖREV SAĞLIĞINI OLUMSUZ ETKİLEDİ

Pettit ve mürettebat arkadaşları, görevleri boyunca Dünya'nın etrafında 3 bin 520 tur attılar ve 93,3 milyon mil yol kat ettiler. Son görev süresinin ise astornotun sağlığını olumsuz etkilediği anlaşılıyor.

, Dünya'dan ayrıldığından beri olduğundan çok daha zayıf ve güçsüz görünüyor.

Gökbilimci Jonathan McDowell, Pettit için endişelerini dile getirerek, onun "tam olarak iyi olmadığını" söyledi.

"KAPSÜLDEN ÇIKARILDIĞINDA İYİ GÖRÜNMÜYORDU"

McDowell, "Bugün 70 yaşına giren muhteşem Don Pettit, kapsülden çıkarıldığında pek de iyi görünmüyordu. Umarım ciddi bir şey yoktur, durumuyla ilgili herhangi bir güncelleme bekliyorum." dedi.

Oregon doğumlu Pettit, 29 yıllık kariyeri boyunca yörüngede 18 aydan fazla zaman geçirdi ve son uzay uçuşu onun dördüncüsü oldu. Ancak yörüngeye çıkan en yaşlı insan o değil; 2016 yılında ölen John Glenn, 1998 yılında 77 yaşındayken bir NASA görevinde bulunmuştu.

SOSYAL MEDYADA ENDİŞE YARATTI

Son görevinden sonra birkaç endişeli sosyal medya kullanıcısı bazı yorumlarda bulundu.

Kullanıcılardan biri, "Umarım Don Pettit iyidir, kapsülden çıkarıldığında hiç iyi görünmüyordu. Bugün 70. yaşını doldurdu, deneyimli astronot." yazdı.

Ancak NASA, Pettit'in iyi durumda olduğunu ve kendisinden beklenen düzeyde olduğunu savunuyor.

NASA İDDİALARI YALANLADI

NASA'nın X hesabından yapılan açıklamada, "İniş alanındaki NASA yetkililerine göre, uzay aracının durumu iyi ve Dünya'ya döndükten sonra kendisinden beklenen sağlık durumuna uygun durumda" denildi.

Astronotların mikro yerçekiminde geçirdikleri süre boyunca kas atrofisi ve kemik kaybı gibi ciddi risklerle karşı karşıya kalmaları mümkün.

Huawei Yeni Amiral Gemileri için 7.000 mAh Batarya Test Ediyor

  Telefon pazarında donanım rekabeti işlemci ve kamera odağından sıyrılarak batarya teknolojilerine doğru kayıyor. Mobil teknoloji dünyasınd...