Google, teknoloji dünyasında heyecan yaratan bir duyuruyla, mobil işletim sisteminin bir sonraki büyük güncellemesi olan Android 17 beta sürümü için ilk yapının çok yakında yayınlanacağını resmen doğruladı. Android 16 QPR3 Beta 2.1 güncellemesinin Pixel cihazlar için son yapı olmasının ardından gelen bu haber, milyonlarca Android kullanıcısını yeni özellikler ve iyileştirmeler konusunda beklentiye soktu.
Android 17 Beta Sürümü Neler Sunacak?
Google’ın açıklamalarına göre, Android 17’nin ilk beta sürümü, önceki yıllardaki geliştirme döngülerinden önemli bir farklılık gösterecek. Şirket, bu yıl geleneksel hale gelen “Geliştirici Önizlemesi” (Developer Preview) adımlarını atlayarak doğrudan Beta 1 sürümünü kullanıcılara sunacak. Bu strateji değişikliği, Google’ın yeni işletim sisteminin temelini daha stabil bir yapı üzerine kurduğunu ve geliştirme sürecini hızlandırmayı hedeflediğini gösteriyor.
Yeni beta, mevcut Android 16 QPR platformunun üzerine inşa edilecek ve öncelikli olarak en son hata düzeltmeleri, kararlılık ve performans iyileştirmelerini içerecek. Bu, kullanıcıların ilk betadan itibaren daha sorunsuz bir deneyim yaşamasını sağlamayı amaçlıyor.
Bununla birlikte, sızdırılan ilk bilgiler ve teknoloji kulislerinde konuşulanlar, Android 17’nin sadece bir kararlılık güncellemesi olmayacağını işaret ediyor. Özellikle oyun performansı konusunda ciddi yükseltmeler ve oyunculara yönelik yeni yetenekler sunulması bekleniyor. Ayrıca, kullanıcı arayüzünde ve gizlilik ayarlarında da çeşitli yeniliklerin olacağı tahmin ediliyor. Tüm bu değişikliklerin detayları, ilk beta sürümü yayınlandığında netlik kazanacak.
Yeni Beta Sürümüne Kimler, Ne Zaman Erişebilecek?
Her zaman olduğu gibi, yeni Android sürümünü ilk deneyimleyecek olanlar Google’ın kendi Pixel cihazlarının kullanıcıları olacak. Halihazırda Android Beta Programı’na kayıtlı olan ve cihazlarında Android 16 QPR3 Beta 2.1 sürümünü kullanan Pixel sahipleri, Android 17 Beta 1 güncellemesini otomatik olarak alacaklar. Beta programında kalmak istemeyen kullanıcıların ise güncelleme yayınlanmadan önce programdan ayrılmaları gerekecek.Google’ın kararlı Android 17 sürümünü ise 2026 yılının Haziran ayı civarında yayınlaması öngörülüyor. Diğer akıllı telefon üreticilerinin ise kendi cihazları için Android 17 beta programlarını, Pixel’ler için yayınlandıktan birkaç hafta sonra başlatmaları bekleniyor. Bu nedenle, Samsung, Xiaomi, OnePlus gibi markaların kullanıcıları yeni işletim sistemini denemek için bir süre daha beklemek durumunda kalacaklar.
Yapılan son araştırmalar, dünya genelindeki aktif Samsung telefon sayısının 1 milyar adedi aştığını ortaya koydu. Bu etkileyici başarı, Güney Koreli teknoloji devini küresel akıllı telefon pazarında Apple’ın hemen arkasında ikinci sıraya yerleştiriyor. İki dev marka, birlikte dünyadaki aktif akıllı telefonların %44’ünden fazlasını oluşturuyor.
Samsung, Apple’ı Yakaladı
Counterpoint Research tarafından yayınlanan rapora göre, Apple ve Samsung, bir milyar aktif kullanıcı barajını aşabilen tek markalar olarak öne çıkıyor. Bu durum, her iki şirketin de pazardaki güçlü varlığını, kullanıcı sadakatini ve gelişmiş ekosistemlerini kanıtlar nitelikte. Raporda, Apple’ın aktif akıllı telefon pazarındaki payı yaklaşık %24 olarak belirtilirken, Samsung Galaxy cihazları ise %19‘luk bir paya sahip.
Bu başarının arkasında yatan temel nedenler arasında; dayanıklı donanımlar, uzun süreli yazılım güncelleme desteği, cihazların ikinci el pazarındaki yüksek değeri ve markaların sunduğu entegre ekosistem deneyimi bulunuyor. Kullanıcılar, bu faktörler sayesinde markalara olan bağlılıklarını sürdürüyor.
Pazardaki Diğer Oyuncular ve Rekabetin Geleceği
Samsung ve Apple’ın hakimiyetine rağmen, pazardaki diğer oyuncular da önemli bir kullanıcı tabanına sahip. Xiaomi, OPPO, Vivo ve Huawei gibi markaların her biri dünya çapında 200 milyondan fazla aktif akıllı telefona sahip. Ancak, bu markaların 600 dolar ve üzeri olarak tanımlanan premium segmentteki pazar payları henüz tek haneli rakamlarda seyrediyor.
Ayrıca, donanım alanındaki yeniliklerin yavaşlamasıyla birlikte rekabetin giderek yazılım deneyimi ve ekosistem gücüne kaydığı gözlemleniyor. Bu alanda Apple ve Samsung, rakiplerine kıyasla net bir avantaja sahip olmaya devam ediyor. Bu durum, gelecekte pazar liderliğini korumaları için önemli bir koz olarak görülüyor.
Popüler mesajlaşma uygulaması WhatsApp, Android beta kullanıcıları için arayüzde önemli bir değişikliğe gidiyor. Google Play Beta Programı üzerinden yayınlanan 2.26.6.4 sürümüyle birlikte, uygulamaya yeni bir WhatsApp ayarlar sekmesi ekleniyor. Bu yenilik, kullanıcıların profil ve uygulama ayarlarına çok daha hızlı ve kolay bir şekilde erişmesini sağlamayı amaçlıyor.
Yeni WhatsApp Ayarlar Sekmesi Nasıl Çalışacak?
WhatsApp, bu yeni özelliği beta kullanıcıları üzerinde iki farklı yöntemle test ediyor. Bu durum, şirketin en kullanışlı tasarımı bulmak için kullanıcı geri bildirimlerini değerlendirdiğini gösteriyor. Test edilen ilk yöntemde, sohbet ekranının sağ üst köşesine bir profil simgesi ekleniyor. Bu simgeye dokunan kullanıcılar, doğrudan ayarlar menüsüne yönlendiriliyor.
İkinci yöntemde ise ekranın alt kısmında bulunan navigasyon çubuğuna beşinci bir sekme ekleniyor. “Siz” (You) olarak adlandırılan bu yeni sekme, yine kullanıcıları doğrudan ayarlar sayfasına ulaştırıyor. Bu değişiklikle birlikte, navigasyon çubuğundaki tüm sekmelerin yazı tipi boyutları, yeni sekmeye yer açmak için yeniden ayarlanmış durumda.
Arayüz Değişikliğinin Avantajları Neler?
Bu yeniliğin en büyük avantajı, ayarlara erişimi basitleştirmesidir. Kullanıcılar artık birkaç adımlı menüler arasında gezinmek yerine tek dokunuşla ayarlara ulaşabilecekler. Ayrıca bu özellik, özellikle birden fazla hesap kullananlar için büyük kolaylık sağlıyor. Aktif olan hesabın profil simgesinin sürekli görünür olması, yanlış hesaptan mesaj gönderme riskini azaltarak hangi hesabın kullanıldığını anında teyit etme imkanı sunuyor.
Bununla birlikte, bu güncellemeyle ayarlar arayüzünün üst kısmına bir kapak fotoğrafı alanı da eklendi. Şimdilik kullanıcılar bu kapak fotoğrafını değiştiremese de, gelecekte profillerin daha kişisel bir görünüme kavuşacağının sinyallerini veriyor. WhatsApp’ın bu iki farklı tasarımdan hangisini nihai olarak seçeceği veya tamamen yeni bir yaklaşım mı benimseyeceği henüz belirsizliğini koruyor.Özellik şu anda yalnızca en son Android beta sürümünü yükleyen belirli sayıda kullanıcıya sunulmuş durumda. Test sürecinin tamamlanmasının ardından daha geniş bir kitleye yayınlanması bekleniyor.
Apple’ın gelecekteki amiral gemisi modeli hakkında heyecan verici bir gelişme yaşandı. Teknoloji dünyasının yakından takip ettiği iki güvenilir analist, merakla beklenen iPhone 18 Pro fiyatı konusunda tüketicileri sevindirecek önemli bir öngörüde bulundu. Sızıntılara göre, Apple bu kez geleneksel fiyat artışı politikasını terk edebilir.
iPhone 18 Pro Fiyatı Neden Düşebilir?
Analistlerin ortak raporuna göre, iPhone 18 Pro serisinin fiyatlandırmasında bir artış yaşanmaması, hatta bir miktar daha uygun hale gelmesi bekleniyor. Bu iyimser beklentinin arkasındaki temel neden ise üretim maliyetlerindeki potansiyel düşüş olarak gösteriliyor. Apple’ın tedarik zincirinde yaptığı optimizasyonlar ve bazı kilit bileşenlerin maliyetinin azalması, bu durumu mümkün kılabilir.
Özellikle yeni nesil çip üretim teknolojileri ve ekran panelleri için yapılan anlaşmaların, toplam üretim maliyetini aşağı çektiği belirtiliyor. Bu nedenle Apple, artan rekabet ortamında pazar payını korumak ve daha geniş bir kitleye ulaşmak için bu maliyet avantajını doğrudan son kullanıcıya yansıtma stratejisi izleyebilir.
Analistlerin Beklentileri ve Geçmiş Tahminler
Söz konusu iddiayı ortaya atan analistler, daha önceki Apple ürünleri hakkında yaptıkları isabetli tahminlerle tanınıyor. Bu durum, iPhone 18 Pro’nun fiyatlandırmasıyla ilgili beklentileri daha da güçlendiriyor. Geçmiş yıllarda iPhone fiyatları genellikle ya sabit kalmış ya da bir miktar artış göstermişti. Ancak bu kez, maliyetlerdeki düşüşün bir fiyat indirimine olanak tanıyacak kadar önemli olabileceği vurgulanıyor.
Bununla birlikte, bu bilgilerin henüz resmi bir açıklamaya dayanmadığını ve birer sızıntıdan ibaret olduğunu unutmamak gerekiyor. Apple, nihai fiyatlandırma kararını lansman tarihine yakın bir zamanda verecektir. Yine de, teknoloji kulislerinde dolaşan bu haberler, yeni bir iPhone almayı planlayan kullanıcılar için umut verici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Yeryüzündeki yaşamın ortaya çıkışına dair en temel kabullerden biri, oksijenin ancak güneş ışığı ve fotosentez yoluyla üretilebileceği yönünde. Bitkiler, algler ve siyanobakteriler sayesinde atmosferde biriken oksijenin, karmaşık yaşamın önünü açtığı düşünülüyor. Bu nedenle bugüne kadar oksijen üretimi ile ışık arasında neredeyse kopmaz bir bağ kuruldu. Ancak son yıllarda derin okyanus tabanlarından gelen bazı bulgular, bu yerleşik anlayışı sarsabilecek bir ihtimali gündeme taşıyor.
Bilim dünyasında “karanlık oksijen” olarak anılmaya başlanan bu tartışmalı olgu, ilk olarak 2024 yılında yayımlanan bir araştırmayla geniş yankı uyandırmıştı. Şimdi ise bilim insanları, bu iddiayı net biçimde doğrulamak ya da çürütmek için bugüne kadarki en kapsamlı derin deniz görevlerindenbirini başlatmaya hazırlanıyor.
Karanlık Oksijen İddialarını Araştırmak İçin İki Özel Deniz Aracı Geliştirildi
İskoçya Deniz Bilimleri Derneği’nden (SAMS) Profesör Andrew Sweetman liderliğindeki ekip, Pasifik Okyanusu’nun yaklaşık 11 kilometre derinliğine inecek iki özel deniz aracı geliştirdi. “Alisa” ve “Kaia” adı verilen bu derin deniz platformları, yüzeydeki basıncın yaklaşık 1200 katına dayanabilecek şekilde tasarlandı. Üç yıl sürecek bu proje, Japonya merkezli Nippon Foundation tarafından sağlanan 2 milyon sterlinlik fonla destekleniyor.
Andrew Sweetman’ın 2024’te Nature Geoscience’ta yayımlanan çalışması, okyanus tabanında bulunan ve patates büyüklüğüne ulaşabilen polimetalik nodüllerin, güneş ışığı olmadan oksijen üretebildiğini öne sürmüştü. Bu nodüllerin, deniz suyunu doğal bir elektroliz süreciyle hidrojen ve oksijene ayırdığı iddia edilmişti. Eğer doğruysa, bu durum yalnızca deniz ekosistemlerine değil, yaşamın kökenine dair teorilere de ciddi bir revizyon getirebilir.
2024 Yılında Elde Edilen Bulguların Hatalı Olabileceği Düşünülüyor
Tam Boyutta GörAncak bu bulguların yayımlandığı andan itibaren yoğun itiraz aldığını belirtmemiz gerekiyor. Bazı bilim insanları, ölçüm cihazlarında hapsolmuş hava kabarcıklarının sonuçları yanıltmış olabileceğini savund. Sweetman ise bu keşiften son derece emin görünüyor. Ekibin aynı ölçüm cihazlarını yaklaşık 20 yıldır kullandığını belirten araştırmacı, bugüne kadar hiçbir görevde kabarcık kaynaklı bir hatayla karşılaşmadıklarını söylüyor. Clarion-Clipperton Bölgesi’nde yapılan 65 deneyin yüzde 90’ında oksijen üretiminin gözlemlendiğini vurguluyor.
İlginç olan bir diğer detay ise Sweetman’ın araştırmasının ilk aşamalarında destek veren Kanadalı derin deniz madenciliği şirketi The Metals Company’nin, daha sonra bulgulara karşı çıkan bir makale yayımlamış olması. Şirkete göre tespit edilen oksijen büyük ihtimalle yüzeyden taşınıyordu. Sweetman ise bu noktada ekonomik çıkarların bilimsel tartışmayı gölgeleyebileceğine dikkat çekiyor.
Tam Boyutta GörYeryüzündeki yaşamın ortaya çıkışına dair en temel kabullerden biri, oksijenin ancak güneş ışığı ve fotosentez yoluyla üretilebileceği yönünde. Bitkiler, algler ve siyanobakteriler sayesinde atmosferde biriken oksijenin, karmaşık yaşamın önünü açtığı düşünülüyor. Bu nedenle bugüne kadar oksijen üretimi ile ışık arasında neredeyse kopmaz bir bağ kuruldu. Ancak son yıllarda derin okyanus tabanlarından gelen bazı bulgular, bu yerleşik anlayışı sarsabilecek bir ihtimali gündeme taşıyor.
Bilim dünyasında “karanlık oksijen” olarak anılmaya başlanan bu tartışmalı olgu, ilk olarak 2024 yılında yayımlanan bir araştırmayla geniş yankı uyandırmıştı. Şimdi ise bilim insanları, bu iddiayı net biçimde doğrulamak ya da çürütmek için bugüne kadarki en kapsamlı derin deniz görevlerindenbirini başlatmaya hazırlanıyor.
Karanlık Oksijen İddialarını Araştırmak İçin İki Özel Deniz Aracı Geliştirildi
İskoçya Deniz Bilimleri Derneği’nden (SAMS) Profesör Andrew Sweetman liderliğindeki ekip, Pasifik Okyanusu’nun yaklaşık 11 kilometre derinliğine inecek iki özel deniz aracı geliştirdi. “Alisa” ve “Kaia” adı verilen bu derin deniz platformları, yüzeydeki basıncın yaklaşık 1200 katına dayanabilecek şekilde tasarlandı. Üç yıl sürecek bu proje, Japonya merkezli Nippon Foundation tarafından sağlanan 2 milyon sterlinlik fonla destekleniyor.
Andrew Sweetman’ın 2024’te Nature Geoscience’ta yayımlanan çalışması, okyanus tabanında bulunan ve patates büyüklüğüne ulaşabilen polimetalik nodüllerin, güneş ışığı olmadan oksijen üretebildiğini öne sürmüştü. Bu nodüllerin, deniz suyunu doğal bir elektroliz süreciyle hidrojen ve oksijene ayırdığı iddia edilmişti. Eğer doğruysa, bu durum yalnızca deniz ekosistemlerine değil, yaşamın kökenine dair teorilere de ciddi bir revizyon getirebilir.
2024 Yılında Elde Edilen Bulguların Hatalı Olabileceği Düşünülüyor
Tam Boyutta GörAncak bu bulguların yayımlandığı andan itibaren yoğun itiraz aldığını belirtmemiz gerekiyor. Bazı bilim insanları, ölçüm cihazlarında hapsolmuş hava kabarcıklarının sonuçları yanıltmış olabileceğini savund. Sweetman ise bu keşiften son derece emin görünüyor. Ekibin aynı ölçüm cihazlarını yaklaşık 20 yıldır kullandığını belirten araştırmacı, bugüne kadar hiçbir görevde kabarcık kaynaklı bir hatayla karşılaşmadıklarını söylüyor. Clarion-Clipperton Bölgesi’nde yapılan 65 deneyin yüzde 90’ında oksijen üretiminin gözlemlendiğini vurguluyor.
İlginç olan bir diğer detay ise Sweetman’ın araştırmasının ilk aşamalarında destek veren Kanadalı derin deniz madenciliği şirketi The Metals Company’nin, daha sonra bulgulara karşı çıkan bir makale yayımlamış olması. Şirkete göre tespit edilen oksijen büyük ihtimalle yüzeyden taşınıyordu. Sweetman ise bu noktada ekonomik çıkarların bilimsel tartışmayı gölgeleyebileceğine dikkat çekiyor.
Karanlık Oksijenin Bulunması NASA'ya da İlham Verebilir
Araştırmaların odaklandığı Clarion-Clipperton Bölgesi, Hawaii ile Meksika arasında uzanan devasa bir alanı kapsıyor. Bu bölgede yaklaşık 21 milyar ton polimetalik nodül bulunduğu tahmin ediliyor. Manganez, nikel, kobalt ve bakır açısından zengin olan bu nodüller; elektrikli araç bataryaları ve yeşil teknolojiler için kritik öneme sahip. Bu nedenle pek çok şirket, ticari madencilik için hazırlık yapıyor.
Ancak “karanlık oksijen” gerçekten derin deniz ekosistemlerinin temel bir parçasıysa, bu nodüllerin çıkarılması çok daha büyük bir ekolojik yıkıma yol açabilir. Mikroorganizmalardan deniz canlılarına, avcı anemonlardan bakteri kolonilerine kadar pek çok canlı, bu oksijen kaynaklarına bağımlı olabilir.
Yeni görev kapsamında Alisa ve Kaia, oksijen akışını, nodüller çevresindeki elektriksel aktiviteyi ve pH değişimlerini ölçecek. Aynı zamanda tortu örnekleri ve su numuneleri toplanacak. İlk seferin Mayıs ayında başlaması, ön sonuçların ise Haziran’da açıklanması bekleniyor. Proje, UNESCO’nun Birleşmiş Milletler Okyanus On Yılı kapsamında resmî olarak desteklenirken, NASA’nın da bulgularla yakından ilgilendiği belirtiliyor. Çünkü ışık olmadan oksijen üretimi fikri, yalnızca Dünya’daki yaşamı değil, başka gezegenlerdeki olası yaşam ihtimallerini de yeniden düşünmeyi gerektirebilir.
Kısacası, “karanlık oksijen” iddiası doğrulanırsa, bu yalnızca derin deniz madenciliği planlarını değil, biyoloji ve astrobiyoloji alanındaki pek çok temel varsayımı da kökten sarsabilir.
Prenatal ultrasonlar, fetal anomalilerin yarısına kadarını gözden kaçırabiliyor. ABD tarafından yeni onaylanan yapay zeka destekli bir araç bu açığı kapatmaya yardımcı olabilir.
ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), fetal ultrason taramalarını geliştirmek üzere tasarlanan yeni bir yapay zekâ yazılımının klinik kullanımına onay verdi.Amerikan girişimi BioticsAI tarafından geliştirilen bu araç, mevcut ultrason cihazlarıyla entegre çalışarak görüntüleri gerçek zamanlı analiz ediyor; gebelerin ultrason taramaları sırasında malformasyonları saptıyor ve doktorlara olası sorunlar için uyarı veriyor.
Doğum öncesi ultrasonlar, gebelik süresince yaygın olarak kullanılan ve gelişmekte olan fetüste olası sorunları belirlemeye yardımcı olan taramalardır. Bu taramalar, fetüsün organlarını veya vücut bölümlerini gelişim aşamasındayken etkileyebilecek anormallikleri saptayabilir.
Nasıl çalışıyor?
Ultrason fetüse ait bir görüntü yakaladığında BioticsAI yazılımı bunu anında analiz ediyor. Görüntünün kalitesini kontrol ediyor, daha net bir görünüm için ayarlamalar öneriyor ve bebeğin her bir kısmının görünür olup olmadığını anlamak için bir tarama yapıyor; görüntüde eksik kalan unsurları işaretliyor.Dünya çapındaki verilerden çıkarılan örüntüleri kullanarak anomalileri saptayabiliyor ve kalp ya da uzuv kusurları gibi potansiyel sorunları işaretleyebiliyor.
Son olarak, tüm bu bulguları bir araya getiren bir rapor oluşturuyor; doktor bu rapora ultrason sonrasında erişebiliyor.Geliştiriciler, yazılımın sağlık profesyonellerine her hasta başına belgeleme sürecinden sekiz dakika kazandırabileceğini iddia ediyor.
FDA, yazılımın klinik kullanım için tıbbi cihaz olarak kullanılmasına onay verdi. Bu adım, ürünün performans standartlarını karşıladığını ve mevcut sistemlere entegre edilebileceğini doğruladı.
Doğum öncesi bakımda engeller
Avrupa Komisyonu’nun en son verilerine göre Avrupa genelinde her 10 bin doğumda 23,9 büyük doğumsal anomali görülüyor.
Sağlık araştırmalarını değerlendiren bağımsız küresel kuruluş Cochrane’in büyük bir derlemesi, yedi milyondan fazla gebeliği içeren çalışmaları analiz ederek rutin doğum öncesi ultrason taramalarının tanısal doğruluğunu inceledi.
Derleme, gebeliğin 11-14. haftaları arasında yapılan tek bir erken taramanın doğumsal kusurların yalnızca yüzde 38’ini tespit ettiğini ortaya koydu. Gebeliğin orta döneminde, yaklaşık 18-24. haftalarda yapılan bir tarama ise doğumsal kusurların yüzde 51’ini saptayabiliyor. Her iki tarama birlikte uygulandığında tespit oranı yüzde 84’e yükseliyor.
Avrupa’da da benzer yerli çözümler bulunuyor. Fransız şirketler Diagnoly ve Sonio Detect, doğum öncesi taramalarda kullanılan yapay zekâ destekli ultrason yazılımları için onay aldı; bu araçlar bebek yapılarını ve kalp sorunlarını otomatik olarak tespit etmeye yardımcı oluyor.
Bir düşünce kuruluşunun ocak ortasında yaptığı analize göre, Grok kullanıcılarının ürettiği içeriklerin ezici çoğunluğu çıplaklık veya cinsel etkinlik tasvir ediyor.
Yeni bir analize göre Elon Musk’ın yapay zekâ (AI) platformu Grok, şirketin son kısıtlamalarına rağmen hâlâ cinsel içerikli görüntüler üretmek için kullanılıyor.
Geçen yaz, Elon Musk’ın şirketi xAI, yetişkin içerik üretebilen “spicy mode” seçeneğini de içeren bir görsel üretim aracı tanıtmıştı. Ancak son haftalarda bu özellik, kadınların görüntülerini dijital olarak “soymak” için kullanıldığı iddialarıyla gündeme geldi.
Artan tepkiler üzerine ana şirket X, 14 Ocak’ta Grok’un gerçek kişilerin açık kıyafetli fotoğraflarını düzenlemesini önlemek amacıyla “teknolojik önlemler” uygulamaya başladığını açıkladı.
Buna rağmen Avrupa merkezli kâr amacı gütmeyen kuruluş AI Forensics’in araştırması, Grok’un hâlâ kişilerin cinselleştirilmiş görüntülerini üretmek için kullanılabildiğini ortaya koydu.Kuruluş, 19 Ocak’ta incelediği 2 bin kullanıcı sohbetinin “ezici çoğunluğunun” çıplaklık veya cinsel içerik barındırdığını belirterek, platformun hâlâ bu tür görseller üretmek için aktif biçimde kullanıldığını bildirdi.Araştırmacılar ayrıca, kullanıcıların X platformunu değil doğrudan Grok’un web sitesini ya da yapay zekânın görsel-video üretim aracı Grok Imagine’i kullanarak bu kısıtlamaları aşabildiğini tespit etti.
20 Ocak’ta Euronews Next’in test talebine Grok doğrudan yanıt vermedi. Bunun yerine, xAI’nin bikiniler veya iç çamaşırları dâhil, gerçek kişileri açık ya da cinselleştirilmiş kıyafetlerle gösteren görsellerin oluşturulmasını engellemek için içerik filtreleri devreye aldığını belirtti.
“Şu anda Grok üzerinden güvenilir biçimde çıplak veya yarı çıplak görüntüler üretemezsiniz; özellikle de gerçek kişiler söz konusuysa,” yanıtını veren sohbet botu, “xAI, Ocak ayındaki tartışmaların ardından sınırsız ‘spicy’ üretim yerine yasal uyumu ve güvenliği önceliklendiriyor,” ifadelerini kullandı.
Euronews Next, rapora ilişkin yorum almak için xAI ile iletişime geçti ancak haberin yayımlandığı sırada yanıt alamadı.
Elon Musk ise X hesabından yaptığı paylaşımda, xAI ve Grok’un algoritmasını “aptal” olarak nitelendirerek “çok büyük iyileştirmelere ihtiyaç duyduğunu” yazdı.X, söz konusu tartışmaların ardından algoritmasını açık kaynak hâline getirerek geliştirici platformu GitHub’da paylaştı. Elon Musk, bu adımla kullanıcıların ekibin “algoritmayı gerçek zamanlı olarak daha iyi hâle getirmek için nasıl çalıştığını” izleyebileceğini söyledi.
xAI’nin GitHub sayfasında yer alan bilgilere göre X’in algoritması, kullanıcının hangi içeriklere tıkladığını veya neyle etkileşime girdiğini dikkate alarak akışta gösterilecek gönderileri belirliyor.
Ayrıca kullanıcıların doğrudan takip etmediği, ancak ilgisini çekebilecek hesaplardan gelen “ağ dışı” içerikleri de analiz ediyor. Algoritma, bu içerikleri kullanıcıya gösterilme olasılığına göre matematiksel bir formülle sıralayıp derecelendiriyor.Yayımlanan diyagramda, algoritmanın engellenen hesaplardan gelen gönderileri, kullanıcının görmek istemediği anahtar kelimeleri ve şiddet içeren ya da spam olarak işaretlenen içerikleri de filtrelediği belirtiliyor.
Musk, kullanıcıların değişiklikleri takip edebilmesi için GitHub sayfasını her dört haftada bir geliştirici notlarıyla güncelleme sözü verdi.